Zulmü bertaraf etmenin ikinci yolu

Bütün peygamberler, insanları tek bir ilaha inanmaya davet etmiş ve Allah’tan başka hiçbir otoritenin ve inanılmaya layık hiçbir ilahın olmadığını ilan etmişlerdir. Peygamberler, tevhid inancının batıla galebe çalması için her türlü şirk, putperestlik, küfür ve zulümle mücadele etmiş; hepsi görevini bihakkın yerine getirmiştir.
Peygamberlerin bir kısmı zulmü, “tebliğ ve kurdukları devletle” bertaraf etmiştir. Bir kısmı ise zulüm ve küfürde inat eden ve hidayete ermesi mümkün olmayan (Kasas, 50; Al-i İmran, 86) kavimlerle sabırla mücadele etmiş, Allah-u Teâlâ’dan yardım dilemiştir. Allah-u Teâlâ da peygamberlerine yardım ederek zulmü bertaraf etmiştir.
Zulmü bertaraf etmenin birinci yolu Allah-u Teâlâ’nın zalimlere hak ettiği cezayı dünyada vermesidir ki, bir önceki yazıda bundan bahsetmiş, Musa Aleyhisselam’ın uyarılarını dinlemeyen Firavun ve kavminin helak edilerek bertaraf edilmelerinden bahsetmiştik.
Allah-u Teâlâ’nın zalimlere hak ettikleri cezayı dünyada vererek bertaraf etmesinin bir başka örneği Nuh Aleyhisselam’ın kavmidir (A’râf, 59). Başka bir örnek, Hud Aleyhisselam’ın peygamber olarak gönderildiği Âd kavminin helâkıdır (A’râf, 65). Salih Aleyhisselam’ın gönderildiği Semud kavmi de helak edilenlerdendir (Zariyat, 44-45). Allah-u Teâlâ, zalimlere karşı İbrahim’e de (A.S.) yardım etmiş ve ateşi O’nun için gül bahçesine döndürmüştür. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey ateş! İbrahim’e karşı serinlik ve selamet ol” (Enbiya, 69) denildiği anlatılmaktadır.
Zulmü bertaraf etmenin ikinci yolu peygamberlerin gerek tebliğ gerekse devletle gerçekleştirmesidir ki, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) başta olmak üzere, Hz. Süleyman, Hz. Davut ve Hz. Yusuf gibi birçok peygamber vasıtasıyla zulüm bertaraf edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’dep “Biz Resullerimizi beyyinelerle (donatarak) göndeririz ve onlara kitapla (beraber) mizân (usul) indiririz ki; insanlar adaleti ayakta tutsun. Demiri de indirdik; onda ağır tehlikeyle birlikte insanlığa faydalar var; esasen, Allah ve Resulüne dolaylı olarak kimin yardımcı olacağı bilinsin. Allah izzetlidir, güçlüdür” (Hadid, 25) buyurulmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize (S.A.V.) hitaben, “Biz sana bu kitabı hak bilgiler (kurallarla dolu olarak) indiriyoruz ki; insanlara hükmedesin. Sakın bozgunculara yüz verme!” buyrularak zulmü bertaraf edip adaleti sağlamanın ne kadar önemli olduğu belirtilmiştir.
Zulmü bertaraf etmek ve adaleti tesis etmek Hâtemü’n-Nebiyyîn Muhammed Aleyhisselam’la birlikte zirveye ulaşmıştır. O kutlu Peygamber, daha Mekke’den Medine’ye hicret eder etmez, tebliği devletle desteklemek için 622’de Medine’de İslâm Devleti’ni kurmuştur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), sıfırdan başlayarak 22 yılda adaleti tesis etmiş, zulmü ortadan kaldırmıştır. Mekkeli müşrikleri, Benî Kaynuka, Benî Nadîr ve Benî Kurayza Yahudilerini tepelemiş ve itaat altına almış; o günkü süper devletlere İslâm’ın kutlu mesajını ulaştırmıştır.
Sadece insanlara değil, cinlere ve varlıkların tamamına, sadece yeryüzüne değil bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen (Enbiya, 107) bir Peygamberin yeryüzüne nizam verme, Allah’ın dininin bütün din ve ideolojilerden üstün olduğunu gösterme, yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini tesis ederek zulmü bertaraf etme hedefi için çalışması ve bunu başarması çok tabiidir.
Âlemlerin bütün sorumluluğu üzerine yüklenmiş bir Peygamberin yeryüzünün tamamına Allah-u Teâlâ’nın hâkimiyetini yayma hedefi ve bu hedef uğruna tebliğ, cihat ve nihayet İslâm devletini kurarak zulmü bertaraf etmesi ümmetine de belirli bir süre örnek oldu. Bu örneklik Ashab-ı Kiram’la başladı. Hulafa-i Raşidin/Dört Halife Devri’nde bu örnek pekişti. Emeviler, Endülüs Emevileri ve Abbasiler döneminde devam etti. Türklerin İslâmiyet’i kabul etmesiyle birlikte zulmü bertaraf edip adaleti yeryüzüne yayma görevi bize intikal etti. Karahanlılar’ın İslâm’ı kabulüyle başlayan, Büyük Selçuklu ve Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye ile devam eden zulme karşı durarak adaleti tesis gayreti son üç asırdır akim kaldı.

Yorum yapın