İyiliği bilmeme illeti

Aslında hepimiz mustaribiz bu hastalıktan,
İyiliğin kıymetini bilmeme illetinden.
İyi insanların tabii vazifeleri sanmaktayız.
Kötülerin çıban olan eylemlerini derhal görürken,
İyilerin hasletlerini zihin gerisi ederiz.
Kadim dostum yıllarca öğrencilerine evinde ücretsiz matematik dersi verdi.
Bu durum okuldaki öğretmenleri çok kızdırdı, kendilerinin kısmetini kapatmakla suçladılar.
Neredeyse onu döveceklerdi, şikâyet ettiler, idare ile arası açıldı.
Rahat vermediler, başka okula geçti.
Modern çağın evliyalarından biriydi.
Yine mahallenin çocukları, eski ve yeni öğrencilerine ders vermeyi sürdürdü.
Küçük çocuğu ve yeni doğmuş bebeği ile hafta sonları ailesiyle kahvaltıya bile oturamadan çocuklar doluşurdu evine.
Sabırla saatlerce anlatırdı, iyi okulları kazanmaları için.
Kimi öğretmenlerin anlatamadığı, zorlaştırdığı matematiği o kolaylaştırır ve sevdirirdi.
Çoğu öğrencileri şu anda ak saçlı orta yaştalar, çok güzel okullar bitirip iyi yerlere geldiler.
Önceki gün ziyaret ettim, kırk sene önceki giriş katında oturmakta yine.
Eğer çocuklara ücretli ders verseydi şu anda teknesi, helikopteri bile olabilirdi.
Tek istediği dua idi.
Yüreğim sızladı, acaba o güzel yerlerdeki çocuklar ve aileleri şimdi ne kadar hatırlamaktalar onu.
Bir başka evliya da, üç katlı evinin iki katını öğrencilere ücretsiz kiraya vermekte. İstanbul’a üniversite okumaya gelen talebeler bir de kira parası düşünmesinler derdinde.
Ya da İran’dan, Pakistan, Irak, Suriye’den gelen doktora öğrencileri, daima onda kalırlardı.
Emekli profesör.
Maaşını alınca yine yoksullara paylaştırmakta.
Geçenlerde böyle birine eli kolu dolu giderken, üzerine taksiyi süren kaba şoförden kaçmak için hızla kaldırıma düştü, beli rahatsızlandı, epey yattı.
Ziyaret ettiğimde, kahvaltı için dolabını açtığımda minicik bir kâsede az peynir ve birkaç zeytinle sofra hazırladım.
Sohbet esnasında ermiş kadın; “ne garip, dünyanın her tarafından dostlarım geçmiş olsun diye aradılar ama aşağıda kalan genç kızlardan birkaç tanesi yukarı çıkıp “geçmiş olsun” demedi.”
İnsanoğlu bu kadar mı nankör,
Bu kadar mı duyarsız.
Komşum yeğenlerini okuttu, uzak yerlerde üniversiteye gittiklerinde, asker olduklarında düzenli harçlıklarını yolladı, üstlerini başlarını aldı, her şeyleriyle ilgilendi.
Şimdi çok iyi yerlerdeler.
Yaşlı kadının en ağır hastalıklarında ne gelen ne de giden oldu.
Bayramlarda, kandillerde bir çiçek alıp gelseler diye ben bile bekliyorum.
Ne gezer, telefonla bile aramamaktalar halalarını. 
Bazen en yakınlarımız ya da ahbaplarımız bile alay ederler,
Seninki de enayilik derler.
Zor durumda olan için “gitsin çalışsın” derler,
Ya da niyet okuyup “bu seni kandırmakta”, derler.
Nitekim haklı da çıkarlar.
Fakat o iyilik yapmanın sadra şifa, beyne, kalbe, bedene, ruha şifa olan iksirini, tılsımını bilmezler.
İsmet Özel ne kadar güzel söylemiş;
“İyiliğe yönelmek, kötülükten kaçınmak yalnızca somut, gözlenebilir davranışların ortaya çıkması ile olup bitmiyor, iyiliğe yönelmenin ve kötülükten kaçınmanın niyeti de aranıyor.” 

Yorum yapın