Sözün Kıymeti

Siyaset, normal insan ilişkilerinden farklı olarak biraz da marazlı haller de içerir ve bu durumlar da maalesef ki doğası gereği görülür. Siyasetçinin vaatleri, sözleri, yaklaşımları bu nedenle fazlasıyla esnek bir değerlendirmeye tabi tutulur. Pragmatizm ve popülizmden kaynaklı bir haldir bu.
Siyasetçi, yeri geldiğinde haddinden fazla ve yapmacık sevgi ve iltifat cümleleri kurar, duruma göre “vapurda satış yapan pazarlamacı” ağzıyla konuşur, bazen de yerli yersiz mavi boncuk dağıtabilir önüne gelene. Ve her nasılsa bu tarz ilgi görür ülkemizde. Bu toplumun sevdiği tarz-ı siyaset maalesef ki budur.
Her meseleyi ilkesel olarak değil de menfaatler açısından ele almak normal şartlarda hoş karşılanmaması gereken bir hal iken, siyasetimizde “dün dündür bugün bugündür” olarak formüle edilen bir kaideye dönüşür. Bugün artık geldiği nokta ise “Bu can bu bedende olduğu sürece..” kalıbıyla başlayan cümlelerde kendini gösterir.
Halbuki söylenen her söz, ifade edilen her düşünce ve yapılan her eylem mühimdir, “bir gün öyle bir gün böyle” bir yaklaşım söz konusu olamaz, olmamalıdır. Fikirler, düşünceler ve eylemler, ne olursa olsun birbirine zıtlık gösteremez.
Önceki söylediğiyle sonraki söylediği, söylemiyle eylemi çelişen ve bunu da alışkanlık haline getiren bir siyasete toplum olarak alışmamalıyız. Pragmatik amaçlara ve siyasi menfaatlere odaklı olan politikaları değil ilkesel ve tutarlı olanları alkışlamalıyız. “Dün ak dediğine bugün kara demek” bu kadar kolay olmamalı.
Aslında popülizm ve pragmatizmin fazlası bir yerden sonra topluma da ortaya konan iddiaya da saygısızlıktır. Sarf edilen sözlerin ve vaatlerin gereğini yapmamak da böyledir. Sözün değerini düşüren bir siyasete razı olunmamalı, ilkesel bir duruşta ısrar edilmelidir. Ancak toplumun vasatı genelde popülist ve pragmatik yaklaşımları, anlık coşku ve duygularla yaşadıklarından ötürü daha çok tercih etmektedir. Türk siyaseti tahlilinde dikkat edilmesi gereken, netameli bir konudur bu.
Siyasi iktidar, önceki dönemlerde “dün dündür, bugün bugündür” şeklinde ifade edilen pragmatizmi, bir üst noktaya taşıdı denebilir. Bir üst noktaya taşıması, olumlu değil tersine olumsuz bir durumu işaret ediyor. Sözünün kıymetini azaltması, herhangi bir ilkeselliği gözetmemesi, menfaat gereği farklı pozisyonlara kolaylıkla evrilebilmesi gibi bir durum söz konusudur.
Özellikle dış politika sahası, bu radikal, ani ve çarpıcı değişimlerin sıklıkla görüldüğü bir alandır.
“NATO’nun Libya’da olmasını kabul etmem” deyip de kısa süre sonra Libya işgaline destekten Rahip Brunson vakasına, “Darbeci Sisi ile zinhar görüşmem” açıklamalarına, “İsrail’le olumlu düşünmem” çıkışlarından Kaşıkçı cinayeti münasebetiyle Suudi Arabistan’a yönelik hayli sert açıklamalara kadar daha pek çok husus, bu ani ve radikal dönüşlere örnektir. Son olarak da “İsveç, boşuna uğraşma. Sen benim mukaddes kitabım Kur’an’ın yakılmasına, yırtılmasına müsaade ettiğin sürece biz sizin NATO’ya girmenize evet demeyiz” şeklindeki iddialı çıkıştan kısa bir süre sonra ve İsveç’in saygısız tutumunda da herhangi bir değişiklik olmadığı halde, İsveç’in NATO’ya üyeliğine onay vermek yine aynı kabildendir.
Dış politikadaki bu tutarsız hal ekonomide de söz konusudur. 2018 seçimlerinden önce “verin yetkiyi, bu faizle, dövizle nasıl mücadele edilirmiş görün” deyip, “
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kasım 2021’de “Faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim ve enflasyonla mücadelemi de sürdüreceğim. Bu konuda nass ortada. Nass ortada olduğuna göre, sana bana ne oluyor? Bu görevde olduğum sürece faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim ve enflasyonla mücadelemi de sürdüreceğim. Biz, faiz belâsını bu milletin sırtından kaldıracağız” derken, bugün iş başına getirdiği ekonomi yönetimi faizi 7 ayda 36,5 puan artırmış durumda. Nass hala ortada olduğu halde faiz yüzde 45 ve dünya faiz liginde üst sıralardayız böylelikle. 
2021 ile 2023 Mayıs’a kadar enflasyonist ortamda “düşük faiz” politikasıyla enflasyonu patlatan ve bunu bile doğru kabul eden siyasi iktidar, Haziran 2023’ten itibaren ise “yüksek faiz” politikasını uyguluyor ve bu sefer de bunu doğru kabul ediyor. İş başına getirilen yeni ekonomi yönetimiyle küresel finans çevrelerinden kaynak yani borç bulabilmek için “yüksek faiz” gerekiyor çünkü.
Meseleler aynı olduğu halde, eylemlerde ve söylemlerde günden güne bir farklılık söz konusuysa, orada sözün kıymetinden bahsedilemez. Yaşadığımız tam da budur.

Yorum yapın