Soykırımcı Çete Yargılanıyor

      Bismillâhirrahmanirrahîm;
     DÜNYADAKİ özgürlük, huzur ve barış sevdalılarına müjde! İnsanlık, çok önemli bu alanın en büyük engelini aştı. Güney Afrika Cumhuriyeti; terörist İsrail’in Gazze’de bebek, kadın ve sivil halka yönelik işlediği cinayetlerin, 1948’de BM’de kabul edilen “ Soykırım Sözleşmesi”ni ihlâl ettiği gerekçesiyle Hollanda’daki Uluslararası Lahey Adalet Divanı’na dava açtı. Dava 11 Ocak 2024 günü Lahey’deki Barış Sarayı’nda görülmeye; İsrail yargılanmaya başladı.
     Bu çok önemli bir gelişmeydi. Çünkü İsrail, 76 yıldır Filistin topraklarını işgal etmesine rağmen, hiç yargı karşısına çıkmamıştı. Mavi Marmara Gemisi’ne saldırıp 10 kişinin şehit olmasına sebep olan İsrail, Türkiye’nin desteğiyle yargılanmaktan kurtulmuştu. Hükümetin girişimleri sonucu Mavi Marmara davası düşürülmüş; İsrail mahkûm edilememişti.
     Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, sonunda tuzağa düşer. Siyonist İsrail de öyle oldu. Filistin bölgesini kan gölüne çevirmesine; Batılı işbirlikçilerinin kayıtsız şartsız himayesine rağmen bu sefer tuzağa düşmekten kurtulamadı. Lahey’de sanık sandalyesine oturmak zorunda kaldı.
     Size bir müjde daha vereyim! Lahey Adalet Divanı’ndaki mahkeme süreci canlı olarak yayınlanıyor. Dünya, Siyonist İsrail’in yaptıklarını sansürsüz olarak öğrenme fırsatı buluyor. Şimdiye kadar Filistin’de olup biteni Siyonizm’in güdümündeki medya üzerinden öğrenmeye çalıştık. Bu süreçte hâkim ve avukatların dilinden gerçekleri öğrenme fırsatını bulacağız. Bundan sonra dünya kamuoyunda, hâkim ve avukatların baskı altında olup olmadığının da konuşulacağını düşünüyorum.
                                                        CİDDİ BİR HAZIRLIK
       GÜNEY Afrika, ciddi bir hazırlıkla Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) karşısına çıktı. 84 sayfalık iddianame hazırladı. İddiaların bilgi ve belgelerini koydu. İnsanlık dışı operasyon ve katliamın görüntülerini ekrana yansıttı. İddianamede, Filistin’de dinî, kavmî ve siyasî soykırım uygulandığının delillerini gösterdi. İsrail’in sivil hayat alanlarını, hastaneleri, ibadet yerlerini, sivilleri hedef aldığını belgelendirdi.
     İsrail ise dünyanın gözleri önünde yaptığı katliam ve soykırımı inkâra girişti. Güney Afrika heyetinin, “İsrail sivilleri vurdu; hastaneleri bombaladı” sözlerine cevap verirken, “İsrail hastaneleri ve sivilleri vurmadı” ifadelerini kullandı. Ortada; video kayıtları, resimler, şahitlerin ifadeleri dururken bu ne pişkinlikti! Bu sözler İsrail halkını bile tatmin etmezdi. Dünya, İsrail ve işbirlikçilerine, “Gördüklerimiz mi, sizin söyledikleriniz mi?” ikilemi içinde bıraktı.
     Lahey Adalet Divanı’nda görülmekte olan dava, 2. Dünya Savaşı sonrası Nazilerin yargılandığı Nürnberg duruşmasından sonra 2. dava olarak kayıtlara geçti. Katliamların delilleri yeterli belgelerle mahkemeye sunuldu. 23 bin masum insanın fosfor bombaları altında ölmesi, 1,9 milyon mazlumun yerlerinden edilmesi, şehirlerin harabeye dönmesi, evlerin yerle bir olması… İddia makamı hepsini delilleriyle ortaya koydu.
     Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, adaleti savunmanın gururunu şöyle anlattı: “Hukukçularımız Lahey’de davamızı savunurken, bu toprakların evlâdı Ronald Lamola’yı mahkemede davamızı savunurken gördüğümde, hiçbir zaman kendimi bugünkü kadar gururlu hissetmemiştim.” (12 Ocak 2024)
                                                     TÜRKİYE YAPMALIYDI
     GERÇEKTE Güney Afrika’nın yaptığını, dünyaya adaleti öğreten bir ecdadın torunları olarak Türkiye yapmalıydı. Bizdeki yöneticiler “icraat makamı”nda bulunmanın hakkını veremedi. Kardeşlerimiz bombalar altında can verirken, onlar miting düzenledi; insanları “köprünün üstünde” yürüyüş yaptırdı. “Köprünün altından” İsrail’e savaş ve gıda malzemeleri götüren gemilerin geçişini karartmak istedi. Gazze’ye askerî ve siyasi destek verilmesi gerekirken hep çözümün etrafında dolandılar.
     Güney Afrika eski lideri Nelson Mandela, “Dünyada özgürlük olduğuna inanmıyorum” diyerek “Nobel Barış Ödülü”nü reddetti. “Filistin özgür olmadıkça bizim özgürlüğümüz tam olmaz” ifadesini kullandı. Güney Afrika, yüzde 80 civarındaki Hıristiyan’dan oluşuyor. Türkiye’de ise yüzde 99 Müslüman nüfus yaşıyor. Kudüs’ümüzü, Mescid-i Aksa’mızı savunan Filistin’in mazlum halkına karşı en büyük görevi Türkiye’nin yapması gerekirdi. Yöneticilerimiz bize bu vicdan rahatlığını çok gördüler.
     Türkiye’deki yöneticiler, Güney Afrika’nın yaptığı karşısında yerin dibine girmelidir. Türkiye, “bütün gücü”yle 76 yıldır İsrail işgali altında bulunan Filistin topraklarını işgalden kurtarır; Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, kutsal Filistin topraklarını özgürleştirmek için ciddi bir mücadeleye girişirse, belki bu ayıptan kurtarabilir, diye düşünüyorum.
     HAMAS Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, “Gazze’de sadece İsrail’le değil; tüm Batı ülkeleriyle savaşıyoruz” diyerek İsrail’in çaresizliğini anlattı: “İsrail’in ne kadar zayıf olduğunu tüm dünyaya gösterdik. İsrail’in ayakta kalabilmesi için ABD ve Batı desteğinin ne denli önemli olduğu ortaya çıktı.”
     Kardeşler! Doğrulup bir kalkarsak, zafer bizi selâmlamayı bekliyor!.. 
 
 

Yorum yapın