Toplumun güven katmanları

İnsanların bir arada yaşama zarureti toplumsallığı beraberinde getirmiştir. İnsanların karşılıklı ilişki içerisinde olmaları ve iletişim kurmaları topluluk halinde yaşamalarının bir gereğidir. Ancak insanın olduğu, hatta insanların yoğun olarak yaşadığı ve dahası da farklı insan tiplerinin olduğu bir topluluk içerisinde sorunların yaşanmaması mümkün değildir. Ama bu sorunlarla mücadele için neler yapılması gerektiği noktasında bir bilginin ve düzenin varlığı önemlidir. Bu düzenin sağlanmasındaki en temel motivasyon güven kavramının egemen olmasıdır.
Bir topluluk içerisinde fert olarak insanlar yaşar, bu insanlardan müteşekkil sosyolojik anlamda farklı gruplar vardır. Aynı zamanda bu insan ve toplulukların oluşturduğu kurumsal yapı olarak da devletlerden ve uluslararası örgütlerden bahsedebiliriz. Böyle bir toplumsal yapı içerisinde her unsurun güven duygusunu hâkim kılması gerekiyor. En başta topluluk içerisinde yaşayan insanların fert olarak birbirlerine güven duymaları gerekir. Bunun zemini ahlâktan geçer. Ancak bu zeminin bozulduğu durumlarda hukuk ve asayişin devreye girmesiyle güven ortamının tesis edilmesi sağlanır.
Topluluk oluşturan unsurlar yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi bireyin sadece kendisinden ibaret değildir. Farklı gruplardan oluşan toplumsal katmanlar vardır ve her grubun duygu dünyası, hayatı anlamlandırma biçimi, gruba dair beklenti ve menfaatler farklıdır. Birbirinden farklı ve bazen de rakip olan sosyolojik grupların yaşadığı bir vasatta bu grupları birbirine emin kılan değer; anlayış ve uzlaşı kültürüdür. İnsan bilmediğinin düşmanıdır ve bu düşmanlığı besleyen en büyük etki de önyargılardır. Bir topluluk içerisinde farklı kesimler arasında güven temin edilmek isteniyorsa bu önyargıların aşılması gerekir. Bunun yolu da karşılıklı olarak iletişim kanallarının açık tutulmasından geçer.
Burada her kesimden söz sahibi olanlara ve bu farklılıkların oluşturduğu siyasi yelpazenin temsilcilerine büyük görevler düşüyor. Siyasetçiler demokrasiyi seçimlere indirgedikleri andan itibaren seçim sonuçlarına müdahale edecek suçlayıcı ve kutuplaştırıcı bir dil geliştiriyor. Bu da farklı kesimlerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oluyor. O yüzden demokrasi dediğimiz zaman sadece seçimler anlaşılmamalı; hukukun üstünlüğü, kararlara katılım, karşılıklı anlayış, her kesimin diğerlerinin farkında olması ve iktidarın geniş bir yelpazeyi içine alacak şekilde kullanılması. Bu şekilde sağlanacak uzlaşı kültürü farklı kesimlerin birbirlerine olan güvenini sağlayacaktır.
Farklı toplulukları bir arada tutan ve dengeleyen asıl otorite ise devlettir. Daha da genişletirsek küresel örgütlerin de bu amaca hizmet etmek için var olduğunu söyleyebiliriz. Bir devletin temel amacı vatandaşlarının güvenini garanti altına almaktır. Bu aynı zamanda ülkenin bağımsızlığıyla da alakalı bir güvendir. Devletler bunu askeri güç ve diplomasiyle sağlamaya çalışır. Küresel örgütler de aynı şekilde uluslararası hukuk ve yaptırım gücüyle bu güveni sağlamak zorundadır.
Var olan tüm bu toplumsallık katmanlarında güvenin sağlanmasındaki ortak unsurun hukuk olduğunu görebiliyoruz. O halde bir arada barış ve huzur içinde yaşamak istiyorsak hukukun kalelerini güçlü tutmak zorundayız.

Yorum yapın